| | Üretsiz Blog oluştur

gears of war 2

Bildiğiniz üzere Gears of War, konsol çıkış tarihinden bir yıl sonra PC kullanıcıları ile buluşmuştu. Aslına bakarsanız iyi de bir buluşmaydı bu, çünkü oyun PC platformunda çok daha başarılı bir şekilde karşımıza çıkmıştı...

PC & konsol versiyonlarıyla co-op modda büyük ilgi toplayan GOW, yeni oyunu ile 7 Kasım 2008 tarihinde raflarda yerini alacak. Ancak, Epic Games' in baş tasarımcısı Cliff Bleszinski' nin söylediklerine bakılırsa oyun sadece Xbox360 platforumunda yer alacakmış.

Bleszinski, " Gears of War başta Xbox360 olmak üzere çok iyi getirisi olan bir oyundu. Her ne kadar ilk oyun için PC versiyonu yapılmış olsa da, bu sefer hedefimiz oyunu ana platformu ( Xbox360 ) için geliştirmek olacak. " Yani uzun lafın kısası Bleszinski' ye göre oyunun PC versiyonunun çıkması gibi bir ihtimal sözkonusu değil...

Bleszinski ne derse desin, artık ister istemez bu tarz açıklamaların bir nevi satış politikası olduğunu gayet iyi biliyoruz. Şimdiden kesin birşey söylemek zor, ama bundan bir yıl sonra yeni bir açıklama ile " PC kullanıcıları çok baskı yaptı, GOW 2 yakında PC' de " denmesi oldukça kuvvetli bir ihtimal...

Gelişmeleri aktarmaya devam edeceğiz.

 

özel

merhaba benim de sizin gibi arkadaşlarım var bunların arasında en sevdiğim 4 kişinin ismi var bunlar

 bunları sayarsak serkan, furkan, devrim (eski arkadaşım) fırat tır.Bu 4 kişi benim için cok özeldir.Özellikle bir 

arkadaş vardırki adını söylemek istemiyorum benim bütün oyunlarımı alıp sonrada onu geri vermeyen ve bana 

küzel ve bana kötü sözler söyleyen biri var .Aslında sayacağım daha binlerce kelime var ama neyse bu siteyi

sadece bu konuyla dağıtmak isteme.EE ne de olsa bu oyun sitesi . Neyse ben böyle arkadaşlıklar kurmam 

zaten bu siteyi sadece 4 özel kişi okur yani herkez benim siteme bakmak istemez.Kim bilir....Neyse bu yazı yı 4 özel kişiye yazdım 

onlar okusun ve beni sevsinler diye .Herkeze iyi günler...

Warhammer Online

Warhammer’da iyinin ve kötünün savaşı, kitaplar ve FRP oyunlarıyla başlayan yaklaşık 25 yıllık bir geçmişe sahip. Warhammer şimdiyse online multiplayer versiyonuyla geliyor. Bu eski hikayenin ve oyunun fanatikleri artık sanal alema taşınacak. 

Warhammer Online: Age Of Reckoning yüklenir yüklenmez karşıma çıkan seçeneklerin zenginliği beni oldukça şaşırttı. Hemen başlangıçta 20 farklı meslek ve 6 farklı ırktan karakterimi seçebileceğimi gördüm. Karakterinizin görünüşüyle istediğiniz gibi oynayabilirsiniz. Hatta üzerindeki dövmeyle bile oynayabilirsiniz. Sadece boy ve kilosunu değiştiremiyorsunuz. Yapımcılar bunu karakterler mesleklerini belli etsinler diye düşünmüşler. Bu eksikliği karakterlerin çeşitliliği dolduruyor. Karakterlerin çeşitliliğinin yanısıra kendi mesleklerinde de uzmanlaşma yolunda değişimler geçirmesi oyunu zenginleştiren bir başka unsur.

Kahramanınızı yarattıktan sonra seçtiğiniz ırka göre bir start noktasından oyuna başlıyorsunuz. Her başlangıcın çok zor olduğu cümlesi bu oyunda bir kez daha doğrulanmış oluyor. Oyunun sunduğu seçeneklerde kaybolmamak ve ilerleyişe alışmak en azından bir kaç saat sürüyor. Oyun boyunca yapacağınız seçimlerin Warhammer’da var olan toplam 22 bölümü de etkileyeceğini unutmamalısınız. Aslında bu durum oynanabilirliği artıran bir faktör.

Oyunun seçeneklerinin ve özelliklerindex2.ph inin daha iyi farkına varabilmek için başlangıçta size bir kitap verilecek. Bu kitabın içinde olaylarla ilgili bilgiler ve açıklamalar bulunuyor. Aynı zamanda kitaptan ırkların geçmişi hakkında bir çok ilginç şey öğrenmek mümkün. Oyunda ilerledikçe kitaba eklenen bilgilerle çok fazla oyalanabilirsiniz. Yeni yerler bulduğunuzda, düşmanlarınızı öldürdüğünüzde ve karakteriniz öldüğünde kitaba yeni yazılar ekleniyor. Buna benzeyen bir durum Lord Of The Rings oyununda da mevcuttu. Ancak Mythic Warhammer’da bu konuya daha çok önem vermiş. Oyunun yaygınlığını düşününce bir çok kişinin bu yazıları aramayı kendine huy edineceğine eminim.

Warhammer dünyası gerçekten çok büyük. Mythic toplam 35 geniş mekan ve iki kocaman metropol yaratmış. Hiç bir yer yerinde durmuyor ve devamlı bir aksiyon, savaş hali yaşanıyor. Bot karakterler akıcı bir biçimde konuşuyor, tepki veriyor ve birbirlerine saldırıyor. Etraftaki silahlar durmadan ateş ediyor. Kısacası oyunun heyecan dolu atmosferinden kopmak pek mümkün ollmuyor. Her yerde izlenecek veya içine girilecek bir şeyler var. Bu savaşların bir parçası olmayı hayal etmek hiç de zor değil.

Savaş teknikleri MMORPG oyunlarındakiyle aynı. Klavyedeki tuşlara basarak gereken yetenekleri sergileyebiliyorsunuz. Her mesleğin kendi içinde farklı yetenekleri var. Diğer bot yaratıklar pek zeki değiller. Tek amaçları sizi parçalamak.

Bütün çatışmaların yerleri haritalarda görülebiliyor. Böylelikle zor durumdaki bir arkadaşınızın yardımına hemen koşabilirsiniz. Canınız çok sıkıldıysa hemen haritadan yeni bir kavga bulup onun içine atılabilirsiniz. Tabi bu kavgalar hiç bir zaman boş yere olmuyor. Düşmanlarınızı öldürdüğünüz kadar puanları da topluyorsunuz.

Kullanabileceğiniz normal ve doğa üstü silahlar var. Kaynar yağ bile silah olarak kullanılabilir. Küçük kavgalar, ilerledikçe kaleleri fethetmeye varan büyük savaşlara dönüşüyor. Ana hedef ise rakibinizin metropolünü fethetmek olarak belirlenmiş. Tabi o düzeye gelene kadar bir sürü kale ve şato da fethetmelisiniz. Sanırım bütün bunlar şimdiye kadar ki en iyi PvsP (player vs player) savaşlarına sebep olacak.
4234
Krallıklar arasındaki savaşlara da bulaşabilirsiniz. Bu savaşlarda bir bayrak ele geçirmek yada yerinizi korumak için savaşıyorsunuz. Savaşlar genellikle 15 dakika kadar sürdüğü için bir yandan canlandırırken bir yandan da dinlendirici oluyor.

Ancak tabiki sadece savaşarak hayatta kalmak mümkün değil. O yüzden çalışmakta gerekiyor. Tabi işler çeşitlilik gösteriyor. Bahçivanlık, ölüleri soymak, sihirbazlık ve kasaplık gibi işler hayatta kalmaya yardım ediyor. Bu çeşit işlerle mini oyunlar içine girip örneğin yetiştirdiğiniz bitkilerden kocakarı ilaçları yapabilirsiniz. Aradığının bir nesne için bazen çok fazla beklemeniz gerekebilir. Ancak aynı nesneyi beklemek istemiyorsanız satın alabilirsiniz de.

Her MMORPG oyunu küçük çapta gerçekleştirilebilen eğlenceli görevlerle doludur. Tabi Warhammer da bundan geride kalmıyor. Oyunda neredeyse saymakta zorlanacağınız kadar mini görevler var. Bunların çoğunu tek başınıza gerçekleştirmeniz mümkün. 30. Level da bittikten sonra bir kaç özel görev de bulabilirsiniz.

Başarılı bir görevin ardından puanlar yada farklı nesnelere sahip olabilirsiniz. Puanlarla biriktikçe kendi istediğiniz daha kullanışlı olan aletleri alabilirsiniz. Ödüller görevin içindeki ve mekandaki karakterlerin sayısına göre değişebilir.

Son zamanlardaki oyunların grafikleriyle Warhammer’ı karşılaştırınca alışıla gelmiş çizimlerde bazı eksiklikler hissedebilirsiniz. Örneğin bazı filtreler antialiasing içinde maalesef yer almıyor. Özellikle uzak mesafeden izlediğiniz nesneler ve çevre sanki bir sis altında kalıyormuş gibi görünüyor. Cisimler gri gibi bir renkte görülüyor. Fakat bu durum oyuna da ayrı bir hava veriyor. Grafikler biraz eski World Of Warcraft oyununa benziyor. Ancak önceki RTS Warhammer’ın bir kopyası olduğu unutulmamalı.

Mythic’in tasarladığı oyunun sistem gereksinimleri ortalama olarak gözüküyor. 2.0 pixel shader destekli 128 mb’lık bir grafik kartı yeterli oluyor. Ayrıca en az 1 GB RAM gerekiyor. High-end makinalar gerekmese de ilerideki gelitirilmiş grafikler için hazırlıklı olmakta yarar var.

Oyun piyasaya çıkar çıkmaz suncuların sayısı 52’ye çıkarıldı. Bunlardan 22 tanesi İngilizce. Bu sayılara rağmen en yoğun saatlerde uzun kuyruklarda beklemek durumunda kalabilirsiniz. Fakat bu sorun zamanla çözülecektir.

Müzik pek etkileyici değil ama online bir oyun için yeterli denilebilir. Efektleri duymak ve hissetmek kolaylaştığı için oyunun havasına daha kolay girebilirsiniz. Generallerin emirleri ve kılıçların sesleri daha güçlü bir savaş havası yaratmayı başarıyor.

Oyunla ilgili her noktayı tabiki burada açıklamak çok kolay değil. Zaten online bir oyunda bu da pek mümkün değil. Temeli iyice anladıktan ve sisteme uyum sağladıktan sonra bi çok şey kendiliğinden çözülüyor. Oyundaki eksiklikleri esprili ve alaycı hava kapatıyor. Warhammer kesinlikle denemeye değer olduğunu gösteriyor. Mythic aynı yolda devam ederse ileride bizi çok daha iyi yapımların bekleyeceğini söyleyebilirim.

Oyunun kendine özel bir havası var ve bu yüzden World Of Warcraft’ın bir taklidi demek yanlış olur. Warhammer Online: Age Of Reckoning MMORPG oyunlarına yeni bir hava getiriyor. Rüzgarıyla beraber sizi de sürükleyeceğine emin olabilirsiniz.

Assassin Creed

 Kan , şiddet ve dehşet hepsi bir arada.Prince of Persia dan önceki antreman niteliğindeki bir oyun.
 

Bir oyun düşünün. Ortalama 15 - 20 saat boyunca soluk soluğa oyunun başındasınız. Sonra minik bir burukluk ile hüzünleniyorsunuz çünkü oyunu bitirmişsiniz.  Aradan uzunca bir süre geçiyor fakat bir türlü oyunu aklınızdan çıkartamıyorsunuz. Assassin's Creed’den bahsediyorum. İşte oyun dünyasının en kaliteli, en güzel, en hatırlanacak ve en canlı oyunu karşımızda. Assassin's Creed öyle birassassins-creed-20060921105332117 dünya ki, görkemli, muazzam bir şekilde detaylandırılmış, üstüne üstlük inanılmaz görselliği ve harikulade seslendirmeleri olan ve adeta oyuncuyu bu dünyanın içerisine sokabilen muazzam bir baş yapıt. Bu sadece bir dünya da değil. Aynı zamanda eğlenceli ve heyecanlı bir aksiyon oyunu ki, yapılacak görevleriniz, keşfedilecek yerleriniz hiç bitmiyor.

Tüm bu söylediklerimden sonra, eğer Assassin's Creed’in, PlayStation 3 ve XBOX 360 konsolları için 2007 yılının en kaliteli, en güzel, en başarılı yapımı dersem kesinlikle hata yapmış olmam.

Assassin's Creed’deki canlı ve hatta nefes alan diye nitelendirirsem yanılgıya düşmüş olmam, dünya için söylenebilecek şeyler inanın saymakla bitmez. Bir suikastçı (assassin) olarak, 12inci yüzyıla damgasını vuran Holy Land’in üç ana şehrini keşfedeceğiz. Jerusalem, Damascus, ve Acre. Her şehir oldukça güzel ve cidden baştan aşağıya renderlanmış. Titizlikle hazırlanmış ve dizayn edilmiş, göğe kadar uzanan büyük kuleler, pazarlar, hanlar ve o zamanın bar tarzı alanları… hepsi inanılmaz başarılı olmuş. Sokaklarda ve çatılarda amaçsızca geze duyurmak isteyen insanların oluşturduğu, kısacası, 12inci yüz yılın sosyal yaşamının içinde bulacağız kendimizi. Biz suikastlarımızı gerçekleştirirken ne kadar aksiyonun içerisine girersek girelim, kasaba halkı kendi sıradan yaşamını yaşamaya devam ediyor. Ve belkide bu sebeple oyunun realitesi tavan yapıyor.

Daha önce FarCry serilerinde gördüğümüz organik canlılık, Assassin's Creed’de de aynen mevcut. Oyundaki şehirler oldukça büyük. Bununla birlikte, oyunun ilk birkaç bölümünde bu şehirleri keşfetme olanağınız bulunmuyor. Oyun alanlarında, her şey olması gerektiği gibi, tam kararında ve kıvamında render edilmiş ve cidden çok gerçekçi görünüyor. Neredeyse tüm nesnelerin birebir gölgeleri bulunuyor ve güneşin durumuna göre uzayıp kısalıyor yada şekli değişiyor. Minik ayrıntılarmış gibi görünse de, oyunun güzelliğine güzellik kattığı görüşündeyim. Oyundaki tüm nesneler (iskeleden – çanak çömleğe kadar) o kadar iyi texture edilmiş ki, sanki uzanıp onlara dokunabilecekmişiz gibi bir hissiyat uyandırıyor. ( Tabii oyunu HDTV de oynadığınızı varsayıyorum)

Animasyonlarda en az görsel öğeler kadar başarılı. Suikastçı karakterimiz, kulelerin üzerinde dolaşırken oldukça rahat. Hatta yüksek duvarlardan birbirine çeşitli akrobatik hareketler ile atlayabiliyor ve kılıç oyunlarında inanılmaz işler yapabiliyor. Tüm bunları yaparken, gerçekçilik asla elden bırakılmamış. Ana karakterimizin dışında, etrafımızda olan diğer karakterlerin hareketleri ve animasyonları da özenle dizayn edilmiş. Üstelik, bir kasabada, yada bir panayırda bulunan yüzlerce insanın ayrı ayrı hareket ettiğini görmek, üstüne üstlük bunların görselliklerinin yanında gerçekçiliklerinin de oldukça başarılı olduğunu fark etmek, oyuncunun oyuna saygı duymasına sebep oluyor.

Görsel öğelerden bu kadar bahsettikten sonra, birazda oyunun seslerine değinmem gerekli sanıyorum ki. Yukarıdaki birkaç paragrafı tekrar okuyunca gördüm ki, oyunda göreceğiniz şeylerden ne kadar övgüyle bahsetmişim. İş seslere gelince o övgüleri alın ve iki ile çarpın. Bir kulenin üzerinde, azda olsa, rüzgarın hareketinin sesini (tabii bu üzerinde bulunduğumuz kulenin yüksekliğine bağlı olarak değişiyor ve yükseklere çıktıkça daha da artıyor) ve kuşların cıvıldamalarını (sokak aralarında yürürken duyduğumuz seslerden çok daha canlı ve çok daha gürültülü ki bu da yükseklik ile doğru orantılı) duyabiliyoruz. İnsan kalabalıklarının çok olduğu bölümlerde, kulağınıza gerçekten oradaymışsınız gibi bir gürültü geliyor. Sokak satıcıları, dolandırıcılar, hırsızlar, kahvesine müşteri çekmek isteyen tezgahtarlar … efendim ne söyleyeyim.. alışveriş yapmak için dolanan insan konuşmaları … vs vs vs gibi bir çok sesi duyuyor ve bunları ayırt ediyorsunuz. Tüm bu curcunanın arasında, duymanız gereken şeyleri de ayırt ediyorsunuz. Örneğin ağlayan bir kasabalıyı duyarak onun yardıma ihtiyacı olduğunu anlıyorsunuz. Bu sayede seslerin de oynanılışa etkisi arttırılmış oluyor. Tüm bu ses efektlerini bir yana bırakın, kılıç ve kalkan sesleri, at nallarının çıkarttığı sesler tek kelime ile muhteşem. Konuşmalar inandırıcı ve hatırda kalıcı şekilde, fakat çeşitli aksiyonlardan etkilenen halkın konuşmaları da doğru orantılı olarak değişiyor. (tonlamaları, kullanılan cümleler vs gibi)

1191 yılında Kudüs’te geçiyor hikayemiz. Üçüncü haçlı seferi, kutsal adanın eşiğine kadar gelmiş. Oyunda çok seçkin (belkide üzerimize başka kimse yok, yaptığımız işte en iyisiyiz) bir suikastçıyı canlandırıyoruz. Görevimiz Kudüs kapılarına kadar gelmiş olan savaşı her ne pahasına olursa olsun durdurmak. İster Haçlı Güçleri, isterse Suriye Kuvvetleri.. kim olursa olsun görevimizi gerçekleştirebilmek için öldürme emri almışız. Fakat görevimizi gerçekleştirebilmek için uğraşırken, bir komplonun içinde buluyoruz kendimizi. Sonra farkına varıyoruz ki, tehlikede olan sadece kutsal ada Kudüs değil. Tüm dünyanın kaderi değişmek üzere.

Oyunun konusunu kısaca özetledikten sonra (sanıyorum ki yeri de geldi) söylemeliyim ki, oyun içinde hiç ara demo yok. Tüm konuyu konuşmalardan yada size verilen görevlerden anlıyorsunuz. Bu anlamda oyun bölünmemiş ve aksiyon kesilmemiş oluyor. Oyunun sonu biraz kafa karıştırıyor olsa da, bence devam oyununun konusu anlamında bizlere müjde de veriyor. Öğreniyoruz ki, kurbanlarımızın hepsi kötü insanlar değillermiş. Yani bize bu işi yaptıran insanlardan intikam almak belkide yeni oyunun konusu olabilir. Bilemiyorum…

Yazımın önceki bölümlerinde, oyun alanlarının ve şehirlerin büyüklüğünden bahsetmiş idim. Bu denli geniş ve büyük oyun alanları içinde yapacak çok fazla şeyimizin olmaması çok anlamsız olurdu. Neyse ki, oyun boyunca deyim yerindeyse kafanızı kaşımaya zaman bulamayacaksınız. Çünkü Assassin's Creed’de, güç gösterisinde bulunmak, inanılmaz akrobatik hareketler yapmak, karşınıza çıkan düşmanları alt etmek için çeşitli stratejiler geliştirmek, gizlenmek, kaçmak, bir platform oyununda görebileceğiniz işleri yapmak… ve bunlar gibi daha birçok işiniz olacak. Tüm bunların yanında çeşitli görevler alacaksınız. Kimi zaman bir banka oturup gizli bir sohbete kulak misafiri olmak durumunda kalacaksınız, kimi zaman önemli bir mektubu taşıyan bir elçiyi takip etmek zorunda olacaksınız, kimi zaman birilerinden bazı şeyler çalmak durumundasınız. Bir suikastçı olduğunuz için, haliyle birilerini öldüreceğiniz görevleriniz de olacak. Oyun başlarında görevleriniz nispeten daha kolay olacak. Fakat korumalar, polisler ve kasaba halkı sizi tanımaya başladıktan sonra, kolaylıkla yapabileceğiniz işler bile başınızı ağrıtacak.
Altair___Assassin__s_Creed_by_Rahll
Bunların dışında, oyunun konu bütünlüğüne ve ilerleyişine etkisi olmayan, seçime bağlı olan görevlerde mevcut. Örneğin hapishaneden birisini kaçırarak ona yardım ederseniz, ekibi ve arkadaşları da oyunun başka bir bölümünde size bir şekilde yardım edecektir. Örneğin birilerinden kaçarken daha önceden yardım ettiğiniz tanıdık simalar sizi gizleyecek yada sizin için yalan ifade verebilecekler.

Oyun boyunca, genellikle karşınızda alt etmeniz için birden fazla düşman olacak. Çoğu zaman gizlilik sizi koruyan en temel gücünüz olacaktır. Yani düşmanların arasına dalıp hepsini haklamaktansa, teker teker tuzaklarınıza çekmek çok daha akıllıca olacaktır. Çünkü düşmanların arasına dalmak demek, kasaba halkının yada bir başkasının, işinizi yaparken sizi görebilme şansı demek. Çoğu zaman kılıcınız sizin en iyi arkadaşınız olacak. Yinede kaba kuvvet en son başvurmanız gereken çarelerden birisi olmalı diye düşünüyorum. Fark edilmek için zaten çok çeşitli nedenler sunuyor Assassin's Creed bizlere. Örneğin bir korumanın yakınlarında alelacele koşturur iseniz sizden şüphelenmemesi çok sıra dışı olacaktır. Yada halktan birilerine çarpmanız, şüphe çekici davranışlarda bulunmanız, yada elini cebinize sokmuş bir yankesiciyi kolaylıkla metrelerce uzağa fırlatabilmeniz gözleri sizin üzerinize çevirmeye yetecektir.

Binalara tırmanmak yada bir çatıdan diğer çatıya atlamak olabildiğince eğlenceli olmuş. Özellikle bu anlamda oyuncuya yardım eden kolay kontroller sayesinde iyice keyif veriyor. Örneğin trigger a basılı tutup herhangi bir tuşa basarsanız, yüksek duvarlara tırmanabiliyorsunuz. (oyunu XBOX 360 platformunda oynadığım için kontrolleri o konsola göre yazmak durumundayım) Oyunda bir yerden bir yere atlamanız gerektiğini, yada bir binaya tırmanmanız gerektiğini belirtecek hiçbir şey bulamayacaksınız. Oyun alanlarının mimarisi tamamen doğal ve birbirleri ile benzer. Demek istediğim yapmanız gereken bir aksiyonu belirten bir özellik göremeyeceksiniz. Ne yapıyorsanız kendiniz bulmalısınız. Belkide oyun ömrünü arttıracak olan bu özellik, kalifiye olmayan oyuncular açısından biraz sıkıntı yaratabilir.

Assassin's Creed, XBOX 360 ve PS3 platformlarında ortalığı kasırıp kavurmaya devam ediyor. Hangi platformda olursa olsun kesinlikle unutamayacağınız bir oyun olduğunu birkez daha vurgulayarak bu inanılmaz yapımı denemenizi şiddetle tavsiye ediyorum. Öyle ki, kesinlikle oyun arşivinizde bulunması gereken bir oyun diye düşünüyorum.

Bol oyunlu günler dilerim…

tom raıder underword

Az sonra göreceğiniz hareketler Motion Capture teknolojisi ile çekilmiştir. Lütfen evde denemeyiniz...
 

Tomb Raider serisi adına su götürmez bir gerçek var ki, o da Eidos' un Tomb Raider serisini geliştirmek üzere Crystal Dynamics ile anlaşmasının seri adına verilmiş en doğru karar olduğudur. Angel of Darkness gibi bir hayal kırıklığının ardından eminim ki birçok Lara hayranı " İşte sönen bir yıldız daha " demiştir. İşte bu bahsettiğim çöküşün ardından 3 sene geçti ve Crystal Dynamics, Tomb Raider: Legend ile seriye yepyeni bir soluk getirdi.

Bugün serinin son oyunu olan Underworld' ü oynamış biri olarak şunu söyleyebilirim ki, Tomb Raider serisi Crystal Dynamics tarafından geliştirildiği sürece Lara hayranları ekran başından ayrılamayacak. Uzun lafın kısası, karşımızda öyle bir oyun var ki " Lara' nın 40' ı çıksa da Tomb Raider oynarım " dedirtecek cinsten...

Tomb Raider: Underworld, kronolojik olarak Tomb Raider: Legend' ın devamı niteliğinde. Güzel kızımız Lara yine dünyanın altını üstüne getirmek ve bilinmeyene gidip, bulunmayanı bulmak ile meşgul. Ama durun, her ne kadar Lara hayranı olan birçok oyuncunun Tomb Raider: Underworld' ün senaryosu hakkında etrafı didik didik ettiğine emin olsam da, sizlere Underworld' ün senaryosunu kısaca bir özetlemek istiyorum.

Nesiller boyunca dilden dile dolaşmış bir Norse ( İskandinav ) efsanesi vardır. Efsane, yıldırım tanrısı Thor' a ait çok güçlü bir silahtan, yani Thor' un çekicinden söz eder. Bu çekiç, tek bir darbe ile koca bir dağı paramparça edip bir vadi haline getirebilir, hatta bir tanrıyı yok edebilecek kadar güçlü bir silahtır. Çekicin varlığının yüzyıllar boyunca sadece efsane olduğu düşünülmüştür, taa ki bu güne kadar....

Lara Croft, Akdeniz' in altında yatan antik bir harabenin kalıntılarını araştırırken, Norse Altdünyası' nın ve çekicin, sadece efsaneden ibaret olmadığına dair kanıtlar bulur. Efsanenin ardındaki sırları keşvetmek üzere çıktığı yolculuk, onu serbest kaldığı takdirde tüm insanlığı yok edebilecek tehlikeli bir güç ile karşı karşıya getirir. Her ne pahasına olursa olsun, yüzyıllardır sadece efsane olduğu kabul edilmiş bu sır perdesini aralamak niyetindedir. Lara, bu uğurda kendisi dahil olmak üzere herkesi ve herşeyi tehlikeye atacak olmayı umursamaksızın, efsanenin ardındaki gerçeği açığa çıkarmak konsunda kararlıdır....

Tabii Lara' nın bu maceraya atılmasının çok önemli iki sebebi daha var. Birincisi, peşine düştüğü şeyin babasının bitirememiş olduğu işlerinden biri olması, ikincisi ise daha önce annesinin başına gelen olay sonucu neler olduğunu çözümlemek istemesi. Bildiğiniz üzere serinin önceki oyununda Lara annesinin ölmediğini ve Avalon' da olduğunu öğrenmişti.

Serinin önceki oyunlarını oynamadıysanız ya da senaryo konusunda hafızanızı tazeleyecek birşeyler olması fikri hoşunuza gidiyorsa, oyuna başlamadan önce Extras kısmında bulunan Trailers & Credits sekmesinden " Previously..." videosunu seyretmenizi öneririm.

Aslına bakarsanız TR: Underworld seriden alışık olduğumuz aksiyon / macera temasından ödün vermeyen bir biçimde bizlere sunulmuş. Ancak önceki oyunlardan alışık olduğunuz günlük güneşlik ışıl ışıl bir temayı Underworld' de pek göremeyeceksiniz. Peki Underworld' de böylesine mekanlar yok mu ? Tabii ki var, ama genel olarak Underworld' e daha karanlık bir temanın hakim olduğunu söylemek mümkün.

Tomb Raider serisinde alıştığımız bir senaryo örneği, ( ya aslına bakarsanız biraz klişe bir hal aldı ama :P ) bu oyunda da mevcut. Güzel kızımız onca atletizm onca zeka ardından peşine düştüğü ganimeti tam eline geçiriyor, ardından ya bir tetik sesi, ya da bir kurşun. Tabii sen misin Lara' nın elinden oyuncağını alan :) Lara ne yapıp edip ona ait olanı geri alıyor. Açık konuşmak gerekirse ben bu silahlı aksiyonlardan pek hoşlanmıyorum. Neden derseniz bu konu hep Tomb Raider' da şikayet ettiğim problemlerden biriydi. TR serisi grafik, ses, oynanabilirlik ve birçok anlamda zamanla kendini geliştirdi, ama şu silahlı çatışmalar nedense beni hiçbir zaman tatmin etmedi. Bu konuda yaşanan ufak ama güzel bir gelişme ise, düşmanlarla yakın temasa girmek durumunda kaldığınızda Lara' nın tekme atabiliyor olması. Üstelik Lara' nın tek eli ile bir çıkıntıya tutunurken, boştaki eli ile silahını çekip ateş edebilmesi gibi bir değişiklik de bu silahlı çatışmalar konusunda hala umut ışığı olduğunu gösteriyor. Umuyorum ki şu silahlı çatışmalar da bir gün bu seriye yakışır bir hal alır.

Bir diğer önüne geçilemeyen problem ise, kamera açılarının zaman zaman zor anlar yaşatabiliyor olması. Yukarıda belirttiğim sıkıntılara rağmen Tomb Raider öylesine güzel, öylesine sürükleyici ki, Lara hatrına bir takım şeyleri görmezden geleceğinize inanıyorum.

Tabii bir de oyunun gelişen ve güzelleşen yönleri de var. Örneğin Lara' nın hareket kabiliyetinin artması ve genel anlamda daha estetik bir hal kazanması. Lara' nın hareketlerini geliştirmek üzere kullanılan Motion Capture teknolojisinin oyuna çok büyük getirisinin olduğunu söylemek lazım. Grafikler mi ? Günümüz teknolojisi sağolsun grafikler adeta bir görsel şölen haline dönüşmüş. Üstelik bazen Lara' nın toz, toprak, çamur derken üstünün başının kirlenmesi de çok hoş bir detay. Oyundaki bulmacalar ise yer yer zorlayıcı ama bir o kadar da keyifli. Oyun süresince karşınıza çıkacak olan bulmacaların mantık çerçevesinde olduğunu belirteyim ki, içiniz rahat olsun.

Bir Tomb Raider oyunu daha geldi geçti ve Norse & Maya aromalı Underworld benden tam not aldı. Yazının başında belirtmiş olduğum gibi, Crystal Dynamics ile Tomb Raider serisi yepyeni bir soluk kazandı ve ben serinin varmış olduğu son noktadan oldukça mutluyum. Ekran başında keyifli saatler geçirmeniz dileği ile...

crysis yerli kardeşler

Öncelikle herkese merhaba..

Yerli Kardeşler ve EA Games tarafından bizlere sunulan Crysis ‘ in incelemesi ile tekrar birlikteyiz. İsterseniz ilk önce yapımcı firma Crytek ten bahsedelim.

Crytek ; Bilgisayar oyunları üzerine kurulmuş bir firmadır. 1999 yılında Almanyada doğup büyüyen türk kardeşler Cevat Yerli , Avni Yerli ve Faruk Yerli tarafından Almanya’nın Coburg şehrinde kurulmuştur. Firma merkezi 2006 yılında Frankfurt şehrine taşınmıştır. Frankfurt’ta yeni yerinde 26 ülke vatandaşı 140 çalışana sahiptir. Firmanın 2008 hedefi çalışan sayısını 200'e çıkarmaktır. Ayrıca Ukranyanın başkenti Kiev'de de bir stüdyosu bulunmaktadır.



Bildiğiniz gibi Crytek firması bize çok uzak bir firma değil. 2004 yılında FarCry adlı oyunla ile yayın hayatına başladı. Bu oyun dünya genelinde 2.4 milyon satış rakamına ulaştı. FarCry' da yeni nesil bir grafik motoru olan “CryEngine” kullanılmıştı. Şu an bu grafik motoru yüksek bir teknoloji ile geliştirilen oyun dünyasını gerçeğe olabildiğince yakınlaştırmaya yarayan yeni nesil bir sistemdir. Yerli kardeşlerin ikinci çalışması olan Crysis'de ise bu motor daha da geliştirilerek kullanıldı. Ve bu motora Cryengine 2 adı verildi. Yapılan bu değişikler sonucu ilk üründe olan gerçeklik Crysis'de daha ileri bir seviyeye taşınmış oldu...

Crysisle birlikte gelen yeniliklerden biride Soft Shadows uygulaması. Oyunda kullanılan gerçekten bile daha gerçek olan gölgeler bu sistem sayesinde geliştirilip hazırlanmış. Oyunda bulunan her ağacın gölgelerinin farklı olmasından tutun ağaçdaki her yaprağın ayrı ayrı gölgelerinin olması ve ağaca çarptığınızda yaprakların ve dalların aldığı şekiller gerçekten olağanüstü. Ayrıca oyundaki Gece-Gündüz ünde sistematik bir şekilde çalışmasıda gerçekten çok güzel

Seslerden bahsetmek gerekirse ; sesler tamamen dolby digital ve surround ses teknolojisinden faydalanarak yapılmış. Suyun içindeki ambianslar olsun esen rüzgarların sesleri olsun , kullandığınız araç ve gereçlerin sesleri olsun son derece özenle hazırlanmış. Müzikler ise ayrı bir keyif. Oyundaki ortama göre değişiklik gösteren müzikler gerçekten iyi seçilmiş.

Karakter modellemeleri çok başarılı. Karakterlerin yüz hatlarını dikkatli bir şekilde incelediğinizde ne demek istediğimi çok rahat bir şekilde anlayacağınıza eminim.

Bildiğiniz üzere Crytek firması ilk oyunlarında Ubisoft ile anlaşmıştı. FarCry ın ardından Ubisoft ile anlaşması biten Crytek firması bu ikinci oyunlarında oyun devi olan EA Games ile anlaşma imzaladı.

Crytek bu oyunu DX10 teknolojisinden faydalanarak hazırladığı için Windows Vista işletim sistemlerinde DX10 performans ile oynamak mümkün. Gelelim senaryomuza...

Oyunun giriş videosunu atladığımızda kendimizi 2020 yılının ortasında buluyoruz. Dünya ya bir meteor düşüyor. Tüm yazılı ve görsel basında meteorun düşüşü yayınlanıyor. İlk müdahaleyi Amerika yapıyor. Ve de araştırma için bölgeye ülkenin önde gelen bilim adamlarından oluşan bir kazı grubunu yolluyor. Fakat birden bu ekipden haber alınamıyor. Bunun üzerine kahramanımızında içinde bulunduğu özel timi bölgeye naklediyor..Bilimadamlarının yapmış olduğu araştırmalar sonucu bu düşen meteorun öyle sanıldığı gibi basit bir göktaşı olmadığı fark ediliyor. Adaya varan bu özel tim karşısında kore ordusunu görünce çatışma başlıyor. Ancak meteorun sırrı ortaya çıkınca gezegenemizin yararı için bu iki ülke beraber çalışmaya başlıyor. Meteor beklenmedik bir şekilde patlayınca tüm ada buz kesiliyor. Ve maceramız böylece başlıyor.

Hatırlarsanız FarCry da Jack Carver oluyorduk. Crysisde ise Jack Dunn ( Nomad ) ‘ u kontrol edeceğiz. Bölümleri tek tek geçerken kimi zaman tek başımıza kimi zamanda yardımcı kuvvetler ile ortak bir çalışma sergileyeceğiz.
Oyunun önemli noktalarından biride her canlının ayrı bir yapay zekaya sahip olması. Yani askerler aynı şekilde hareket edip aynı şekilde davranmayacak. Bu düşmanlar içinde geçerli maalesef. Buda her oyunda karşımıza gelen bir özellik değil. Oyundaki en büyük yardımcınız ise "Nano Suite "adı verilen ekipmanınız olacak. Bu ekipmanı bir elbise gibi üzerinize giyiyorsunuz ve de size inanılmaz faydalar sağlıyor. Bu yüksek teknoloji ürünü ekipman sayesinde hızınızı ve gücünüzü maximum değerlerde korumanız sağlanıyor. En güzel yanı ise pellerin modu. Bu moda geçtiğiniz anda düşmanlarınızın sizin varlığınızdan haberdar olması sizin onların gırtlağına yapıştığınız anda mümkün oluyor :)

Oyunun ilk yarısı sandbox dediğimiz bir türde geçiyor. Oyunun başındaki uzun paraşüt atlayışından sonra oyun sizi son derece gerçekçi modellenmiş bir dünyada tek başınıza bırakıyor daha sonra bu dünyayı keşfetmeye başlıyorsunuz. Yavaş yavaş oyunun iç mekanlarına ilerledikçe sizi bekleyen düşman kuvvetleriyle sıcak çatışmalara giriyorsunuz. Bu çatışmalar esnasında diğer oyunlardan farklı olarak düşmanlarımıza verilen sanal zekanın çok çok farklı olduğunu belirtmek istiyorum. Bu sanal zeka o kadar ustaca hazırlanmış ki düşmanların bulunduğu binalara girmek o kadarda kolay olmuyor. Tamamen sizde bu sanal zekaya karşı kendi zekanızla savaşmak zorunda kalıyorsunuz çoğu zaman. Her zaman bir arka kapı bulmak mümkün olmuyor. Daha sessiz bir girişi bulmanız gerekiyor. "Predator" filmindeki karakter gibi sizin kamufle olmanızı sağlayan "Nano Suite" sayesinde düşmanlarımıza gizlice ve büyük bir sessizlikle yaklaşmamız mümkün oluyor. Maximum güç modunu seçerek bire 3 kaldığınız durumlarda size büyük bir fayda sağlıyor. Oyun çoğu zaman oyun olmaktan çıkıyor. Gerçek bir yaşam savaşına dönüşüyor. "Yaşamak istiyorsan öldürmek zorundasın." cümlesinin gerçek anlamını burada basitçe işliyoruz. Fakat bu oyunda başarılı olmak istiyorsanız zeki ve hızlı bir düşünce yapısına sahip olmanız gerekiyor.

Oyunun çok gelişmiş bir grafik arayüzü bulunduğunu da söylemek istiyorum. Gür ve karanlık bir ormanda basitçe havaya açılan ateş sayesinde mermilerin önünüze ışık tutması öğeside en ince detayına kadar düşünülmüş. En güzel görsel etkilerden biride ağacın tepesinde duran düşman kuvvetini vurduğunuzda aşağı düşerken çarpmış olduğu ağacın dallarının tıpkı bir kereste yığını gibi ayaklarınızın dibine düşmesi.Gerçekten iyi bir ekipmanla oynadığınız zaman bu oyunun başından kalkabileceğinizi sanmıyorum. Uzun mesafe silahlarının geri tepme tepkimeside en ince unsurlarına kadar uygulanmış durumda.

Birazda oyun içinde kullanacağımız silahlardan bahsedelim....

Standart Assault Rifle'ımız.

40 mermilik kapasitesi olduğu gibi, yanınızda 300 adet mermi taşıma şansınız var.5.56mm
Her türlü donanıma uyumlu. Laser, Silencer, Scope, Grenade Launcher vs. eklentileri ise tam bir ölüm makinesi oluyor. Bide Gears Of War chainsaw uygulaması neredeyse durdurulması imkansız bir ekipman haline sokuyor silahımızı.

- FY-71 -



Kore ordusunun kullandığı yeni nesil Ak-47 assault Rifle. Scar kadar şiddetli olmasada kendisine has zarar verme potansiyeli var. Karşınıza Scar'dan daha fazla çıkıyor zaten, bu yüzden ona mecburuz.

5.45mm
30 mermilik kapasite. (Max 7.5 magazine)
Scar ile aynı modlara uyumluluk gösteriyor.
İlerledikçe karşınıza çıkan yeni mermi türlerine de uyumlu.
Tavsiyem laser ve dürbün kombinasyonu ile kullanılması.

-MPX8-

Oyunun ortalarına doğru karşımıza çıkan bir Submachine Gun.

Kurşun kusma terimini en güzel uygulayan aletlerden biri açıkçası. Diğer adıyla yeni nesil bir uzi diyebiliriz.

4.6mm
350 mermi taşıma şansı
50 mermi kapasitesi.
Yakın mesafelerde kullanılmalı.

 

 

-Tactical Shotgun-

Crytek firması bizlere x12 zoomluk bir dürbünü ilk defa bir shotgun'a ekleme şansı veriyor.

6 mermi kapasitesi
80 mermi barındırma şansı

 

-DSG1-



Crysis'in olmazsa olmaz Sniper Rifle seçeneği. Elbette kendisine has bir kullanım ve tasarımı ile.
Jester'ın ölümünün hemen sonrasında çıkıyor karşımıza.
10 mermilik kapasitesi ; 6x ve 12x zoom özelliği.

-Bauer 1980 SOCOM Pistol-

Oyunlardaki Dual Pistol özelliğine en güzel örnek..

20 mermi kapasitesi.(Dual ile 40 ediyor ayrıca daha fazla damage anlamına gelir bu)
Laser, Siencer ve Flashlight seçenekleri.

 

Minigun (Gatling Gun)

Strenght modu ile kullanımı sınırları zorlayan bir alet.
500 mermi kapasitesi ile kesintisiz ateş etme özelliğine sahip. ayrıca yedekte bulundurabileceğiniz extra 500 mermi ile toplamda 1000 defa ates etme şansı yakalıyorsunuz. Kombinasyon anlamında sadece laser ile uyumlu.

GK8 Gauss Rifle

Elektromanyetik bir silah.
Çarpışmalarda ağır hasarlar verebilen bir alet. Uzaylı düşmanlarınıza karşı kullanılması lazım bir silah.
5 atış hakkına sahip.
x10 zoom dürbün eklentisine uyumlu. Cloak mod ile kullanılması büyük bir avantaj sağlıyor.


LAW Rocket Launcher

En zevk veren silah karşınızda...
Tank, Hunter vb. gibi ağır zırhlı düşmanlara karşı kullanılabilecek bir Rocket Launcher.

Ardı ardına 2 adet roket fırlatıldıgında onları istediğiniz hedefe doğru sürükletme şansınız bulunmakta. Kendine has bir dürbün özelliği mevcut.

Ancak yaratıkların kullanacağı ve henüz bizim için muamma olan özel silahlarda oyunda mevcut.

 



Bunlar;

Singularity Cannon: Yaratıkların kullanacağı bu silah bir nevi kara delik açabilme ve etrafındakileri içine
çekebilme özelliğine sahip

Molecular Accelerator: Yine yaratıklara özgü bir silah. Suyu ya da çevredeki bazı nesneleri dondurabilme özelliğine sahip. Dondurulan nesneleri mermi niyetine kullanabiliyor.

Molecular Arrestor: Buz ışınları atabilen bir silah. Düşmanı dondurabiliyor. Böylece donan düşman bir darbe ile parçalanabiliyor

 

Yazımıza bu güzel oyunun iki ayrı modu desteklediği haberiyle son veriyoruz. Bu modlar DX9 ve DX10.Aşağıdaki fotoğraflarda DX9 ve DX10 arasındaki fark açıkça belli oluyor.

DX 9 DX 10
-DX 9.0- -DX 10.0-


-DX 9.0-


-DX 10.0-

 

Herkese iyi eğlenceler... :grin: :grin: :grin:

mirror edge

Yamakasi!!!!Yamakasi !!! Bu da nereden çıktı derseniz, oyunun videosunu gördüğümde aklıma gelen ilk şey bu olmuştu. Yamakasi, izlediğim filmler arasında çok derin ya da vazgeçilmez bir yere sahip değildi. Ama izlerken eğlendiren bir filmdi Yamakasi. Aklıma gelen çağrışımı bir kenara bırakıp oyunun trailer videosunu izlemeye devam ettiğimde ise, gördüğüm şeylerden ciddi anlamda etkilendiğimi söylemeliyim. Video bittiğinde kendi kendime " Olur mu ki acaba ? " , " Hadi canım bırak yaa! " şeklinde sayıklayıp durdum. Eğer bu oyunun tasarımcıları o videoda gördüğüm şeyleri Mirror's Edge' e birebir aktarabilmişse, ortalık birazcık karışacak....

Oyunu tasarlayan firma daha önce Battlefield' den hatırlayacağımız İsveç'li EA DICE ( Digital Illusions Creative Entertainment ) stüdyosu. Oyunun resmi sitesi " On Mirror's Edge " adı üzerine kurulmasına rağmen, başta tasarımcılar olmak üzere hemen herkes oyunu " Mirror's Edge " olarak anmayı tercih etmiş. EA DICE, Mirror's Edge ile ilgili yaptığı ilk açıklamalarda, " Biz, risk almak pahasına da olsa oyun dünyasına yeni bir boyut kazandırmaya inanan bir stüdyoyuz " şeklinde bir yorumda bulundu. DICE' ın tasarımcıları, Mirror's Edge' in nasıl bir oyun olacağına karar vermeden önce, FPS türündeki diğer oyunları etraflıca bir araştırmış. Bugüne kadar çıkan oyunların çoğunun, insan faktörü yerine silahlara odaklı olduğu gibi bir sonuca varmış. Bu yönde radikal bir gelişim yaratabilmek adına, silah değil insan faktörüne öncelik vermekte karar kılmışlar.

EA DICEDICE, First Person türünün mekaniklerine devrimsel bir nitelikte yenilik getirmeyi hedefliyor. First Person oyuncularının hareket edebileceği sınırları mümkün olduğunca genişletmeyi hedefliyor. Hareket özgürlüğünün, mümkün olduğunca gerçek hayattaki gibi olması için uzunca bir süre çalışılmış. DICE' ın hareket özgürlüğü adına bahsettiklerini gerçekleştirebilmesi durumunda, başta FPS türü olmak üzere oyun dünyasının köklü bir biçimde değişeceğine inanıyorum. Ancak bunun gerçekleşmesi durumunda, oyun dünyası devlerinin rekabeti yakalaması için hayli ter dökmesi gerekecek :) Sözkonusu oyun dünyası ya da teknoloji olunca, rekabetin kızışması ya da devrimsel bir gelişmenin yaşanması her zaman bizim yararımıza olacaktır ;) Hemen unutmadan bir dipnot olarak ekleyelim, oyun Unreal Engine 3 üzerine tasarlanmış.

FaithOyunun ana karakteri Faith adında, güzel mi güzel, asya kökenli bir bayan. Diğer oyunlardaki gibi tipik bir süper kahraman değil. Herhangi bir süper gücü, büyüsü, hatta yanında sürekli taşıdığı bir silahı bile yok. Faith, kendini beklenmedik bir şekilde gelişen bir dizi sıradışı olaylar zinciri içerisinde bulan sıradan bir insan. Sıradan derken o kadar da değil canım, sadece hop deyince kahraman olacak kadar olağanüstü biri değil :) Oyunun senaryosu dahilinde onu kahraman yapan ise, karış karşıya kaldığı durumlara verdiği tepkiler tepkiler. Başına gelen olaylar neticesinde kendi ve ailesinin hayatının tehlikeye girmesi yüzünden bir nevi kendi sınırlarını zorlamaya mecbur kalmış bir karakter ( eee, anan baban sana o ismi boşuna koymamış Faith, kader işte naaparsın :p ). Faith' in " Buraların en has delikanlısı benim!!! " modunda bir karakter olmamasının senaryo adına zekice düşünülmüş bir detay olduğu fikrindeyim. Bugüne kadar hep arkasından " Aslansın sen, seni kesseler acımaz " gibi gaz verilen karakterlerin hikayelerine tanıklık ettik. Bu sefer durumun farklı olması baya bir hoşuma gitti. Off tamam kabul ediyorum. Sadece senaryodaki fark değil, Faith' in modellemesi de hoşuma gitti. Biricik Lara 'mın üzerine gül koklamam ama bulucaz artık bir çaresini :)

Faith' in yaşadığı şehir, modern ve çok güzel bir yerdir. Ancak bu şehirde insanları ve bilgi akışını kontrol altında tutmak adına birçok kısıtlama getirilmiştir. İnsanların gözetime takılmadan bir yerlere bilgi ulaştırabilmesinin en güvenli yolu, bir Runner kiralamaktı. ( Runner = kelime anlamı konuşucu, ancak burada bir nevi taşıyıcı ya da kurye olarak düşünün ) Polisler, Runner' ların gizliden gizliye şehrin yüksek çatılarının arasından yürüttükleri bu işlerin farkındadır. Ama uğraşılması gereken daha büyük suçlar olduğu için Runner' lar pek önemsenmezler. Ancak bir gün bu durum değişir, Faith' in kızkardeşi, işlemediği bir suçtan ötürü tutuklanmıştır ve şimdi sırada Faith vardır. Bunun arkasında her kim olursa olsun, Faith onlara hesap sormaya karar verir...

Oyunu test etmeyi imkan bulanların oyun hakkındaki ortak yorumu ise; " Mirror's Edge türünün diğer örneklerine göre hissettirdikleri çok farklı. Oynayan kişinin direk Faith' in gözlerinden görüyormuş gibi hissetmesini sağlıyor." şeklinde. Yazının başında hareket özgürlüğünden bahsetmiştim. Örneğin Faith kendini geriye doğru attığında, düşüş sırasında gözden görünüş olarak vücudunun ekrandaki görüş alanına denk gelen kısımlarını aynen ekranda görebileceğiz. Mirror's Edge' in çıkışı itibari ile umuyoruz ki elindeki silahla kazık gibi çakılan karakterlerin ve düşme efektlerini " Argghhh " sesi eşliğinde ekran kızartarak ucuza getiren yapımcıların sonu gelir :)

Mirror's EdgeOyunun bu kadar hareket özgürlüğüne sahip bir biçimde tasarlanması " Acaba kontrolleri nasıl olur ? " gibisinden düşündürüyor insanı. Tasarımcılar kontroller konusunda mümkün olduğunca basit ve kolay alışılır bir sistem yaratmış. Oyundaki hareket özgürlüğünü tam anlamıyla kullanabilmek adına kontrollerin kolay alışılabilir olmasına dikkat edilmiş. Eee, bir FPS oyunundan bahsedip de silah konusunu boş geçmek olmaz değil mi ? Oyunda kullanabileceğimiz yaklaşık 15 çeşit silah var. Silah kullanımı konusunda herhangi bir sınırlama yok, ama eğer silah kullanmak niyetindeyseniz, öncelikle kullanacağınız silahı düşmanınızın elinden almanız gerekiyor. Kulağa çetin geliyor değil mi ? :) Silahlar konusunda dikkat edilen başka bir nokta ise, üzerinizde taşıdığınız silah ve şarjörlerin üzerinizde yaptığı ağırlığın hareket kabiliyetinizi kısıtlaması. Ateş gücüne sahip olmak adına hızımızdan ve çevikliğimizden biraz ödün vermek gerekecek. Bu yönden bakarsak oyunda nasıl ilerleyeceğiniz tamamen size kalmış. Bugüne kadar ne kadar FPS oynadıysam ne kadar FPS oyunu karakteri gördüysem, tek sıçrayışta 10 cm engelini aşabilen babayiğit gördüğüm pek nadirdir. Bu yüzden en azından Mirror's Edge oynarken silah olayı " Bana uzak " olsun modundayım. Görünüşe bakılırsa Mirror's Edge' de insan faktörü ve hareket kabiliyeti gibi kavramlar fazlası ile etkili bir silah olarak bize sunulacak. Bakalım silah kullanmadan bir FPS oyununda çatışma sınırları nereye kadar zorlanabiliyor :)

DICE, oyunun sistem gereksinimleri ile ilgili henüz bir açıklamada bulunmadı. En azından Unreal 3 Engine motoru kullanıldığını biliyoruz. Tavsiyem sisteminizi şöyle yeniden bir gözden geçirmeniz. Mirror's Edge' in yer alacağı platformlar, PC, PS3 & Xbox 360 şeklinde. Şimdilik oyunun Single Player kısmına ağırlık vermeyi sürdüren firma, " Multiplayer da olacak mı " sorusuna da " Evet " ya da " Hayır " şeklinde kesin bir cevap vermedi. Mirror's Edge kendinden beklenen performansın karşılığını verebilirse, multiplayer için yeni fikirlere çok geniş bir platform sunacağına eminim. Bu oyun da yakın takipte olduğum oyunlar arasına girmiş bulunmakta. Çıkış tarihi 11 Kasım 2008 olan Mirror's Edge, çıkar çıkmaz oynamayı planladığım bir oyun.

Mortal Kombat vs. DC Universe

 Test your Might!!!
 

Sub-Zero vs Batman

İşte 2008' in son çeyreğine damgasını vuracak bir oyun daha. Street Fighter IV' ün karşısına çıkacan en büyük rakip, yani Mortal Kombat v.s DC Universe. İşin ilginç yanı ise, bu projeye başlanmadan önce Midway' in Mortal Kombat v.s Street Fighter gibi bir proje hakkında girişimleri olmuştu. Midway' in bu-proje için Capcom ile iletişime geçtiği, bu konuyla ilgili bağlantıları sağlayan temsilcinin çeşitli sebeplerden dolayı işten ayrılması :grin: sonucu, bu fikir başladığı noktaya geri dönmüş. Eğer olaylar bu yönde gelişmiş olmasaydı, belki bugün MK vs DCU' dan değil de MK vs SF' dan bahsediyor olacaktık.MK vs DCU ve SF IV gibi yakın zamanda çıkacak oyunlara rağmen, bence bu fikir halen kaybolmuş ya da imkansız olarak düşünülmemeli, çünkü etraflıca düşünüldüğünde oldukça cazip bir fikir...

Scorpion: Get over here!!!Birbirinden ayrı iki evren ve bambaşka dünyalar. Jimmy Palmotti ve Justin Gray gibi usta çizgi roman yazarlarının kaleminden çıkan senaryoda bu iki evren birleşecek. Tüm dengeler alt üst olacak, karşı karşıya gelmesi neredeyse imkansız iyi ve kötü kahramanlar karşı karşıya gelecek, bazıları ise ortak amaçları doğrultusunda beklenmedik ittifaklarla güçlerini birleştirecek. İki evrenin böylesine fırtınalı bir şekilde birleştiren güç, acaba ortaya çıkacak sonuçları da görebilmiş miydi ? Ya da ait oldukları dünyayı korumak ya da yeniyi fethetmek adına karşı karşıya gelenler ne gibi bir yıkım getirecek? İşte bu soruların cevabını MK vs DCU ' ün senaryosunda bulacağız. Senaryo konusunda unutmadan eklemem gereken bir detay var, o da bu yeni senaryonun MK & DC serilerindeki hikayelerle ayrı tutulması gerektiğidir. Bir nevi alternatif senaryo ya da tamamen eğlence amaçlı olarak bir araya gelen iki firmanın, ruhsuz bir dövüş oyunu yaratmamak adına takdir edilir çalışması olarak düşünmek lazım. Hem MK' ın, hemde DCU' ün kendine has yapısını değiştirmemek adına bence oldukça mantıklı bir tutum...

Catwoman vs Shang TsungBahsettiğimiz senaryo, oyunun diğer modları yanısıra ( Arcade, Versus, Practice, Online ), Single Player mod için hem MK hemde DC perspektifinden ele alınmış. Eh bize de bu oyunun her türlü nimetinden faydalanmak düşer. Senaryo DC evreninde modern bir zamanda yer alıyor, ancak baştan belirtmek lazım ki, V for Vendetta filmindeki V gibi gelecekte yer alan karakterler oyuna dahil edilmemiş. Oyunda yer alan karakterleri belirlemek adına hem MK, hemde DC " En iyi 20 karakter " listelerini çıkartmış. Daha sonra beraberce oturup bu listeleri karakterlerin popülerlik oranlarına göre yeniden düzenlemişler. Oyunda en az 20 karaktere yer verileceği gibi bir beklenti sözkonusu. Ayrıca bu senaryo için yeni karakterler yaratılmamış, " Ne varsa eskilerde var " demişler ve başlamışlar listeleri harmanlamaya. Şimdilik sadece 8 karaktere ilişkin açıklama yapıldı. MK' dan Scorpion, Shang Tsung, Sonya & Sub-Zero, DCU' dan ise Batman, Catwoman ( keşke başka bir bayan karakter tercih edilseydi ), The Flash & Superman. Popüler karakterler sözkonusu iken, Catwoman' ın daha şimdiden ilk 8 karakter arasına girmiş olması açıkcası biraz garibime gitti ama hadi bakalım hayırlısı :) Karakterlerden söz etmişken, oyundaki dengelerin nasıl olacağı konusunda mutlaka bir takım soru işaretleri oluşmuştur kafanızda. Bununla ilgili olarak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki karakterler arasındaki dengelerin eşit olmasına dikkat edilmiş. Örneğin Superman iki evrenin birleşmesi sonucunda bir miktar güçsüzleşmiş ve bu sefer yok edilemeyecek kadar üstün bir güce sahip değil.

Midway & DCMK & DCU gibi evrenler bir araya gelir de, mekan-ı cümbüş olmaz mı ? Tabii ki de olur. Oyunda göreceğimiz mekanlar ve dövüşeceğimiz arenalar her iki evrenden eşit bir biçimde alınmış. Yani hem DCU' nun Metropolis' i, Gotham City' si, hemde MK' ın MK dünyası, cehennemi ve mezarlıkları. Her ne kadar bu konuda kesin bir bilgi olmasa da, iki evrenin bir araya gelmesi sonucu birbiyle iç içe geçmiş çarpık bir dünyadan manzaralar ile karşılaşmamız da sözkonusu. Dolayısıyla MK & DCU birleşimi arenalar da görebilmemiz mümkün olabilir.

Gelelim oyunun MK serisinin sadık hayranlarında yaratabileceği hayal kırıklığına. MK vs DCU daha önce oynadığımız MK oyunlarından biraz farklı. Oyunda kan olacak, ancak oyun " T " Rating ( 13 - 18 yaş arası gençler için çıkan oyunlar T Rating olarak geçer ) sınıfına uygun bir biçimde çıkacak. Ancak Midway oyunu, T Rating' i mümkün olduğunca " M " Rating' e ( Yetişkinler için çıkan oyunlar M Rating olarak geçer ) yakın bir şekilde, ancak çizgiyi aşmayacak bir biçimde tasarlıyor. ( Aslında bu oyun için hem T, hemde M sınıfına yönelik versiyonlar yaratılması bence daha mantıklı olurdu. Oyunda kan ve vahşet gibi etkenlerin sınırlı olması, Mortal Kombat serisi hayranlarına pek de cazip gelmeyebilir. Yine de Midway boş işlerle uğraşmaz, o yüzden umutsuzluğa kapılmamak lazım ;) Ayrıca MK oyunlarında yer alan Stage Fatality' ler ve Death Trap' ler de bu oyunda yer almayacak. Dolayısıyla oyuna " Rakibini döve döve öldür " kavramı hakim :)

Nerdesin sen kaç saattir ?Dövüş sisteminde baktığımızda, birbirinden farklı mekaniklere sahip olan Freefall Kombat ve Klose Kombat gibi iki ayrı mod sözkonusu. Freefall Kombat, dövüş sırasında iki rakipten birinin, diğerini bulundukları platformdan aşağı savurması durumunda tetiklenen bir sistem. Ancak bu sefer direkt olarak düşen rakibi takip ederek diğer platformda dövüşmeye devam etmiyoruz. Freefall Kombat sırasında kamera açısı değişecek ve diğer platforma düşene kadar havada rakibimizle mücadele etmeye devam edeceğiz. Aynen Klose Kombat' da olduğu gibi, bu mod için de özellikle ayarlanmış bir grup hareket var. Klose Combat ise kamera açıları ile desteklenmiş yepyeni bir yakın dövüş biçimi. Yer yer savunmada ya da saldırıda bulunacağımız, bir nevi dövüş içi mini oyun olarak tabir edilebilir. Avantajı ele geçirmek adında karşılıklı olarak tuş kombinasyonlarını kullanacağız.

Unreal 3 Engine!MK vs DCU, Unreal 3 motoru üzerine Midway' in geliştirdiği modifiyeleli bir versiyon üzerine oluşturulmuş. Geliştirilen motor dahilinde çevre etkileşimi de oyuna dahil edilmiş. Örneğin rakibinizi duvardan duvara vurabilir, hatta onu savurarak çevrede bulunan duvarlara hasar verebilirsiniz, kırabilirsiniz. Sözkonusu ses efektleri olunca, Midway' in kırılan kemik, ezilen omuz, çığlık atan adam ( ve daha binlerce örnek verebilirim :P ) gibi efektler konusunda ne kadar başarılı olduğunu, Atari salonları zamanından beri biliyoruz. Oyun için, piyasaya sürüldükten sonra oluşabilecek hataları düzeltmeye yönelik bir yama sistemi geliştirilmiş. Online bir altyapı sayesinde oyunu güncellemek mümkün olacak.

PS3 & Xbox360 platformlarında sunulacak olan MK vs DCU, hem tek başımıza hemde arkadaşlarımızla tadını çıkarabileceğimiz bir oyun. 2008' in 4. çeyreğinde raflarda yerini alacak MK vs DCU, Midway garantili bir eğlence ile bizleri bekliyor.

gta 4

 
 
 
 Özgürlükler ülkesine hoşgeldin Comrade!!!
 

Niko Bellic

Rockstar Games' in GTA III , Vice City & San Andreas ile yakaladığı başarı ardından, nefesleri tuttuk ve beklemeye başladık. Saatler boyunca başından kalkamamıştık zamanında. Yenisi gelene kadar suyunu çıkarana kadar oynamıştık GTA III' ü, hatta o da yetmedi yenisi gelene kadar tekrar tekrar yükledik. Tam bitti derken üzerine yeni bir mod bulduk, yeni birşeyler keşvettik, kısacası GTA III' ün bize verdiği keyfi mümkün olduğunca uzun bir süre boyunca yaşadık. Vee sonunda yeniden GTA' mıza kavuştuk. Eveet, şükür kavuşturana diyerekten kolları sıvayıp, incelemize başlıyoruz...

Niko Bellic, kuzeni Roman' ın " Amerikan Rüyası " temalı mektuplarından aldığı gaz ile soluğu Liberty City' de alır. Ancak kuzeninin satırlarında okuduğu Amerikan rüyası ile karşısına çıkan Amerikan Rüyası'nın uzaktan yakından birbiri ile alakası yoktur. Para, kadınlar ve şöhret dolu bir yaşamı olduğundan bahseden Roman, aslında kafasını borç batağından kaldıramamış, " The Big Boss ( Büyük Patron ) " olabilme sevdası ile yıllar boyunca her türlü pis işe girmiş ve güçlü bir adam haline gelmeye çalışan bir adamdır. Niko, Roman' ın çöplüğüne ayak bastığında ( mecazi değil, gerçekten de çöplük :P ), bu gidişata dur diyecek olan hareketi başlatmış olur. GTA serisinin son oyunu olan GTA IV' de, bu sefer eski bir Rus askeri olan Niko ile birlikte Liberty City' nin altını üstüne getireceğiz...

Sizce de benzemiyor mu ?Niko nasıl bir adam peki ? Önceki GTA serilerine bakarsınız bu sefer karşımızda daha farklı bir tip var. Özellikle San Andreas' da tanıştığımız CJ ( Carl Johnson ) sonrası, Niko daha ciddi bir ifade ile çıktı karşımıza. Ciddi dediysek kafanızda yanlış bir izlenim oluşmasın, bu bir Rockstar Games oyunu. GTA serisine yakışır bir biçimde de eğlenceli. Niko tipi itibari ile bana Jason Statham' ı, az biraz da Prison Break dizisindeki Linc the Sink ( Lincoln )' ı andırdı. San Andreas sokaklarında " wazzup my nigga " modunda yaylana yaylana gezmek güzeldi, ama Niko' nun tiplemesi bana genel anlamda daha başarılı geldi diyebilirim. Gerçi CJ' in oyun içerisindeki gidişatı ve ihtiyaçları daha gerçekçiydi, o bakımdan hayal kırıklığı yaşayanlarınız mutlaka olacaktır. Yine de CJ' in fiziksel durumu vs gibi detaylarını başarılı bulmama rağmen bir süre sonra bu ihtiyaçları karşılamaktan sıkılır bir duruma gelmiştim. İki oyun arasında böyle bir değişiklik yaparken en azından oyun ile ilgili ayarlar kısmına gündelik ihtiyaçlar " on & off " gibi bir eklenti yaparak bu işi çözebilirlerdi. Böyle bir detayın bu kadar basit bir şekilde geçiş yapmış olması beni şaşırttı açıkcası. Allahtan Niko en az CJ kadar renkli ve yeri gelince esprili bir adam ki, " ohoo, odunmuş bu ya " dedirtmiyor kendine. Bir de Rus aksanı ile ingilizce konuşması var ki, evlere şenlik...

Bir de hık demiş Jason abisinin burnundan düşmüş...Aslında Liberty City, GTA IV için New York' u model alarak tasarlanmış. Şehrin önemli yerleri, anıtları v.b gibi şehirsel nitelikteki yerlere yapılan göndermeler de hayli komik bir halde. Ancak bu sefer karşımızda GTA serisinin yarı comic book ( çizgi roman ) tadındaki grafikleri yerini daha gerçekçi grafiklere bırakmış.

Oyunda sahip olduğumuz cep telefonu aracılığıyla tanıdığımız insanlar ile iletişime geçebiliyoruz. Ancak işimiz başımızdan aşkın olduğumuz dakikalarda gelen aramaları meşgul tonu ile başımızdan savuşturabiliyoruz. Yine de çevremizdekilerle aramızdaki ilişkileri sıkı tutmak adına mümkün mertebe bu yönteme başvurmamak daha mantıklı. Ne de olsa Liberty City gibi büyük bir şehirde, mümkün olduğunca geniş bir çevreye ve yeri gelince bizden yardımını esirgemeyecek dostlara ihtiyacımız var. Önceki GTA oyunlarında da elimizden cep telefonu düşmezdi. Ama oyun içerisindeki niteliği açısından bu sefer bu kavram biraz daha Far Cry 2' de bahsettiğimiz sistemi andırıyor. Sonunda cep telefonları gerçek dünyada cebimize girmekle kalmayıp, sanal dünyaya da elini attı. Hadi bakalım hayırlısı :)

Oyy oyy oyy :)Bu arada teknoloji demişken, oyunda insanlarla iletişim kurabileceğimiz bir başka iletişim yöntemi de internet cafe' ler. Evet, e-mail yoluyla iletişim kurmaktan, date & partnership ( arkadaşlık siteleri ) sitelerinden kız tavlamaya, gündemi takip etmeye kadar hizmetler de dahil. Oldum olası makina başına geçmişken girip WoW fln oynasaydık :) Onu bunu bir yana bırakın, Niko gibi bir adamın partnership sitelerinden birinde oluşturacağı profili düşünsenize. " Selam, ben Niko Bellic, oldukça sinirli bir yapıya sahip eski bir Rus askeriyim. Arayın takılalım, bir yerleri basarız... :P " Gerçi Niko' nun işleri bu yönde hayli tıkırında gidiyor, oyunun başında Michelle ile tanışıyoruz ( San Andreas' daki Big Momma modeli koca popolu hatunlardan sonra insanın gözünü gönlü açılıyor bu oyunda :P ). Unutmayın, burası Liberty City. Kimilerine dev plazalarda ve lüks arabalarda geçen bir yaşam sunuyor. Roman gibi şanssızlara ise neredeyse " looser " hayatı diyebileceğimiz bir hayat. Eğer kadınları etkilemek istiyorsanız, dış görünümünüze ve araba seçiminize dikkat edin. Kıyafet seçimi konusunda birbirinden farklı seçenekler ve ona göre de fiyatlar sözkonusu. Her ne kadar yolda başınıza birşeyler gelmesin diye taksiye binmeyi tercih etmek mümkün olsa da, kız arkadaşımızı almaya şık bir arabayla almaya gidersek sizce de daha iyi olmaz mı ? Ahh kadın milleti ahh, oyun dünyasında isteklerinizin ardı arkası gelsin bari!!!! Herneyse, yanımızdaki güzel bayanlarla vakit geçirmek üzere San Andreas' da olduğu gibi restoran, cafe, bar v.s etkinliklerde bulunmamız gerekiyor. Ancak bu sefer aralarında seçim yapabileceğimiz alternatifler daha geniş. Eğlence demişken, içkiyi fazla kaçırmayın, yoksa Niko sarhoş olup saçmalmaya başlıyor :P ( Özellikle de araba kullanırken ). Tıpkı önceki oyunda olduğu gibi yanımızdaki güzel ile aramızdaki ilişkinin gidişatına göre işleri biraz daha ileri seviyelere taşıyabiliyoruz. " Aaa çok ayıp, vıdı vıdı çık çık çık " şeklinde bu incelemeyi okuyan yetişkinlerimiz varsa küçük bir hatırlatma, GTA serisi daha çok yetişkinlere yönelik bir oyundur. Niko da kocaman adam, ister sevgilisi ile işleri ilerletir, ister Striptease Club' a gider. O yaşta adamın işine karışılır mıymış...Allah Allah !

Bayan, buyrun bırakayım, yok yok hatta alıkoyayım :)Yine de önceki oyunla kıyasladığımızda göze çarpan birşeyler daha var. San Andreas' ın şehirden uzak küçük kasabalarına gitmek üzere altınıza çektiğiniz motorla " Born to be Wild " modunda yollarda yaşadığınız keyiften maalesef bu oyunda mahrum kalacaksınız. San Andreas tümü ile oldukça geniş bir haritaydı. Ancak özgürlüğün şehri Liberty City onun kadar geniş değil maalesef. Gerçi San Andreas haritası ile Liberty City' i birebir kıyaslamak ne kadar doğru olur bilemem, ama şimdiye kadar Liberty City' nin bana verdiği genişlik hissi adına, belki yapısal doluluğundan, belki de geçtiğim yollardan ötürü bu tarz bir izlenime kapıldım. Kıyaslama yapıyorsak eklenmesi gereken birşey daha var ki, bu sefer ses & müzik konusunda daha başarılı bir iş çıkarılmış.

Lanet olsun, sadece bir donut alıp çıkacaktım!Oyundaki dövüş sistemi ve araçlar konusuna gelince...Dövüş sistemi bu sefer daha gelişmiş bir şekilde çıkıyor karşımıza. Birebir dövüşte karşınızdaki düşmanın yumruklarını bloklamaktan tutun, elindeki sopa vs cisimi elinden almaya, yuvarlanma ve siper alma gibi yenilikler eklenmiş. Ayrıca kontroller bazında yüksek yerlere tırmanma ya da, çatıdan çatıya atlamak gibi yenilikler de sözkonusu. Yine çok çeşitli silah seçeneklerimiz var ve bu sefer silahlar daha bi hissedilir şekilde ateş ediyor. Silahlar, dövüş ve benzeri konulardan sonra silah konusuna geçmeden eklenmesi gereken bir detay da, birilerine çarptığınız takdirde arabanızın üzerinde kan lekeleri kalması. Şehrin çeşitli noktalarında bulunan araba yıkama servislerine uğramazsanız, birkaç blok sonra polislere sevgi dolu bir gülümseme ile " Abi saygılar, ben birşey yapmadım... " demeye hazır olun. Olur da hastanelik oldunuz, tedavi için bir miktar para ödemeniz gerekiyor, ama bu sefer durumumuz polis değil de hastaneye intikal ettiğinde silahlarımız doktor abiler ve hemşire ablalar tarafından iç edilmiyor...

Çek bakiyim kenara genç...Araçlar konusuna gelince, GTA adına bugüne kadar her fırsatta her yerde paylaştığım bir düşünce ile konuya gireceğim. Motorsikletler arabalara göre daha kullanışlı, yerine göre daha süratli birer araçtır. GTA serilerinde kullanıcı dostu olmak adına motorsikletlerin hep arabalara göre daha üstün olduğunu düşündüm durdum. Oyun içerisindeki kontrollerin geneli düşünüldüğünde, motorsiklet hep en dengeli, en kıvrak ve en kullanışlı kontrollere sahipti. Motorsiklet gibi bir aracı böylesine hakkını vererek kullanan karakterler, neden aynı performansı arabalarda da sergileyemediler? İşte bu sorunun ardından üzücü bir noktaya parmak basacağım arkadaşlar. Oyunda karşılaşacağınız çeşit çeşit araç ( ki model ve yapılarına göre hız ve dayanıklılık durumları değişken bir biçimde ayarlanmış ) var. Özellikle dört tekerli olanlar başta olmak üzere, bu araçların kontrolü son oyunda hayli zorlaşmış. Yine de kaza sırasında karşınıza çıkacak manzara oldukça gerçekçi. Bu konuda yiğidin hakkını yemeyip Rockstar Games' i takdir etmek lazım. Evet işin arcade kısmından birazcık kırpılmış bir durumdayız artık. Kişisel fikrimi sorarsanız ben oyunun araba ya da motor üstünde geçen kısımlarını, sağa sola ateş ettiğim kısımlara her zaman tercih etmişimdir. Çünkü GTA serisinde bir FPS kadar refleksif ve keskin bir nişancılık hiçbir zaman en ön plana çıkmamıştı. Adı üzerinde Grand Theft Auto, başta binek araçlarla yaşadığımız aksiyonlar üzerine kuruluydu. Şimdi o güzelim motorsikletler dahil herşeyin kullanımını daha zor yaptın da eline ne geçti Rockstar Games ? Bu oyunda da önceki oyunlarda olduğu gibi çeşitler araba ve motor türevleri ile sınırlı değil. Çeşit çeşit askeri araçlar ve sürat tekneleri v.b mevcut. Ama denizde kullandığınız araçlardan mümkün mertebe uzak durun, karada kullanırken küfür ettiğiniz araçları bile aratırlar. Bir de artık başıboş araçlar " Abi anahtar üzerinde, al takıl " modundan çıkmış. Artık araçları kullanabilmek için çat kapı giriş yok, yeri gelince aynasını kırıp, ters kontakt yaptırmak gibi bir durum sözkonusu ki bu bence hoş olmuş... ( Dikkat! Lüks arabaların alarmları başınıza bela açabilir! )

Niko kafan mı güzel olm ?Genel değerlendirme ile incelememizi sonlandıralım. GTA IV, yeni nesil grafikler ve gelişen teknolojinin verdiği imkanlar dahilinde, bazı değerleri daha gerçekçi bir noktaya taşımış durumda. Ama üzülerek söylemek gerekir ki, bunu yaparken eğlencesinden ve ruhundan biraz fedakarlık etmiş gözüküyor. Genel olarak oyun adına aklımda kalanlar ve kişisel görüşüm olumlu. San Andreas sonrasında ciddi bir çalışma yapıldığını hepimiz biliyoruz. Zamanında GTA III' de tanıştığımız yenilikler bizi oldukça şaşırtmıştı. Bu yönde gelişen başarının devamı da haliyle beklentilerimizi baya bir yükseltti. Rockstar Games, bu sefer ortaya çıkardığı iş konusunda bazı noktalarda bizi üzdü, ama yine de " lanet olsun ne yaptınız siz! " dedirtecek bir durumda da değil. Üzerine gelebilecek yeni expansion' lar dahilinde teknolojinin avantajları yeniden GTA III' ün yakaladığı oranda eğlence ile buluşturulabilirse, bizi güzel günler bekliyor. Artı GTA IV'ün seriye multiplayer özelliğini katan ilk oyun olması açısından geliştrilmeye oldukça açık olduğunu düşünüyorum. GTA IV, seriyi severek takip edenler ve yeni tanışacaklar için oynanması gereken bir oyun. Yeniden dünyayı yerinden oynatmanı ve bizi gecelerce uykusuz bırakmanı sabırsızlıkla bekliyoruz Rockstar Games!!!

:grin:

callof duty word at war inceleme

Etraf gitgide kararmaya başladı. Artık bu puslu görüşün çevredeki dumandan mı, yoksa ağırlaşan göz kapaklarımdan mı olduğunu kestiremez oldum. Esirdim, yorgundum, bir o kadar da aç ve uykusuz. Kendinizi böylesine umutsuz dakikalar geçirirken bulduğunuzda, inanın " ölüm " lafı bile kulağa ninni gibi geliyor.

Yarı baygın bir biçimde yerde yatarken, artık herşeyin bittiğini düşünüyorum. Ne de olsa birazdan sıra bana gelecek. Düşman askerinin tutsaklarını yaşatmak gibi bir huyu yok. Kaderi kabullenmek mi, yoksa savaşın yorgunluğu yüzünden mi bilmem, artık neredeyse umursamayacak durumdayım. Herşeyin bittiğini düşündüğüm anda, tanıdık bir ses ile irkiliyorum ve kendime geliyorum... :grin:

- Kalk dostum, bu kez de ölümden yırttın!

Call of Duty serisi, FPS türünü seven tüm oyuncuların kalbinde vazgeçilmez bir yere sahip oldu. Hele ki klasik 2. dünya savaşı atmosferinden sonra Infinity Ward' un COD hayranlarına sunduğu Call of Duty 4: Modern Warfare ile seri bambaşka bir soluk kazandı. COD 4' ü oynayıp bitirdikten sonra beklentilerimiz serinin modern zamanlı bir senaryo ile devam etmesinden yanaydı. Ama Treyarch' ın 2. Dünya Savaşı ile henüz işi bitmemişti.

Şimdiye kadar gelmiş geçmiş en iyi 2. Dünya konulu FPS oyununu yapacağız...

Evet, Treyarch Studios böylesine kendinden emin bir iddia ile Call of Duty: World at War' u tanıttı. Serinin hayranı ve Modern Warfare' in izlerini taşıyan oyuncular olarak, haliyle bazılarımız bu fikire önyargı ile yaklaştık. Yine de ard arda gelen videolar ile Treyarch bizi World at War konusunda iyi telkin etmiş olacak ki, bir süre sonra çoğumuz bu önyargıyı bir kenara bırakıp merakla World at War' u beklemeye başladık.

Tabii bu konuda Infinity Ward' un Treyarch Studios' a uzattığı dost elini de unutmamak gerekir. Çünkü World at War, tamamen Modern Warfare üzerine geliştirilen bir oyun oldu. Bakalım seri Modern Warfare ile taptaze bir soluk aldıktan sonra, yeniden 2. Dünya Savaşı temasına dönerek nasıl bir gidişat sergilemiş...

Oyunun tek kişilik senaryo modunda Amerika ve Rusya cephelerinde yer alacağız. Oyunun Amerikan cephesinde Pasifik kıyılarında Japonlara karşı yer alırken, Rus cephesinde ise Avrupa' da Almanlara karşı çarpışıyoruz ( zaten FPS oynayıp da Nazi öldürmeden yatarsak gece rahat uyuyamıyoruz değil mi arkadaşlar :P ). Senaryo modunun bölümden bölüme iki cephe arasında yaptığı geçişler ustaca bir biçimde kurgulanmış. Tabii senaryodaki en önemli unsurlardan biri de, oyunda yöneteceğimiz Miller & Dimitri 'nin ölüme bir nefes kadar yakın olduğu bir anda kurtarılması. Evet, bu konuda Treyarch' a hakkını vermek gerekir ki, senaryonun kurgulanma biçimi oyuncuyu savaşın içerisinde hissettirecek kadar güçlü.

Oyunda yer alan mekanlar, kurgulanan çatışmalar ve görevler oldukça sürükleyici. Zaten bu konuda Treyarch' ın World at War ile COD serisini sekteye uğratması düşünülemezdi bile. Mekan tasarımları ve grafikler oyunun sürükleyiciliğini destekleyecek yönde. Ama açık konuşmak gerekirse Modern Warfare' den sonra eski tip silahlarla oynamanın az da olsa eksiklik hissi yarattığını söyleyebilirim. Eh, tabii oyuna yeni dahil olan flamethrower ( alev makinesi ) ve molotof kokteyli gibi unsurları görmek güzel. Ama nedense bombaların önceki COD serilerine göre daha zayıf bir etkisi olduğu izlenimine kapıldım. Yine de silahlar ve silah sesleri 2. Dünya Savaşı ortamını hissetirecek nitelikte.

Oyun boyunca savaşacağınız Alman ve Japonlara değinmek gerekirse, genel olarak yapay zeka başarılı. Hatta bazı yerlerde beklentinizin üzerinde bir biçimde savaşabiliyorlar sizinle. Tabii bazen keklik gibi boş boş sağa sola bakan düşmanlar da görmek mümkün. Ama gözünüze takılacak 1-2 ufak hatayı göz ardı edebilirseniz, Treyarch' ın iddiasını yerine getirdiğini söylemek mümkün. 2. Dünya Savaşı konusunda umarım Treyarch' dan sonra " Bakın bi durun, biz daha güzel 2. Dünya Savaşı konunu FPS yapıcaz " diyen bir firma çıkmaz umarım. Neden derseniz, 2. Dünya Savaşı konusunda doymuş bir oyuncuydum. Treyarch' ın World at War' u iyi bir yemeğin üzerine yenen tatlı gibiydi. Ama bir porsiyon daha ikram edilirse, hazımsızlık yaratacak duruma geldi ( tabii bu dediklerim 2. DS için geçerli, World at War için değil ).

Oyunun en büyük yeniliklerinden biri ise co-op mode ile 4 kişiye kadar senaryo modu desteği. COD oynamayı seviyorum ama gezdiğim, gördüğüm, yaşadığım anca COD muhabbeti yaparken paylaşabildiğim birşey diyorsanız, bu kez senaryo modunu birebir arkadaşlarınız ile paylaşmanız mümkün. Tabii oyunda yer alan Death Card' ları da unutmamak gerekir. Bu Death Card' lar sayesinde oyun içi bazı hileleri aktif etmek mümkün ( örn: kafadan vurduğunuz bir düşmanın patlayarak etrafa hasar vermesi gibi ). Tabii bunlara aslında hile demektense oyuna değişik tatlar ekleyen bir takım eklentiler demek daha doğru olur. Çünkü öyle sıkıştığınızda " God mode ON " gibi bir Death Card edinmeniz pek mümkün değil :)

Co-op modunun yanısıra Modern Warfare ile tanıştığımız zengin Multiplayer moduna da değinmek lazım. Tahmin ediyorum ki daha oyun çıkmadan birçoğunuz oyunu Multiplayer demo olarak denemiştir. Sistem olarak genelde Multiplayer özelliği COD 4 sistemi ile fazlası ile örtüşür durumda. Oynadıkça toplayacağınız XP puanları ile kullandığınız silahların daha çok hasar vermesini, zırhınızı, sağlık durumunuzu vb özellikleri yeniden ayarlamanız mümkün. Ülkemizde oldukça popüler bir biçimde oynanan COD 4' ü çoğunuzun bildiğinizi varsayarak, World at War' daki Multiplayer sisteminin kısa sürede ustası olacağınıza eminim.

Bu arada öldürdüğü Nazi askerlerine üzülenler varsa, senaryo modu sonrası aktif olan Zombie moduna girerek, bu arkadaşların gönlünü almayı deneyebilir :) Evet, şaka bir yana, World at War' un en keyifli yanlarından biri de bu Zombie modu, bu yüzden kesinlikle bu modu pas geçmeyin ;)

Helal sana Treyarch Studios!

Ufak tefek 1-2 aksaklık dışında görsel anlamda olsun, ses ve efektler olsun, hikayesi ve sürükleyiciliği olsun, World at War, Treyarch' ın söz verdiği kadar başarılı bir oyun olmuş. Şimdiye kadar yapılan en iyi 2. Dünya Savaşı oyunu olacak diyorlardı, oldu da. World at War konusunda eksik olan tek şey, Modern Warfare' de karşılaştığımız yeni soluk. Evet, COD serisi 2. Dünya Savaşı konusunda en başarılı örneklere yer veren bir seri, ama Modern Warfare bize gösteriyor ki, COD serisi sadece 2. Dünya Savaşı teması ile sınırlı bir seri değil. Treyarch' a bizlere sunduğu bu güzel oyundan dolayı teşekkür ediyoruz ve Infinity Ward' un geliştireceği yeni Call of Duty' i sabırsızlıkla bekliyoruz.